Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı
Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı
Bu yazı 4.594 kişi kez okundu.
18 Ocak 2012 23:24 tarihinde eklendi



avanak avni 90531 300x232 Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı

Gırgır

“Geçim derdini, can sıkıntısını, aşk yarasını, karı koca kavgasını, şipşak keser. Her derde devadır, Gırgır da Gırgır.”

 Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı Bugün pek çok insan (ya da gerçekte pek az ama bilinçli insan) gerçek muhalefetin ve gerçek Türkiye gündeminin en düzgün şekilde mizah dergilerinden takip edildiğini söyleyecektir. Özellikle uzun süre sarı, beyaz ve siyah renklerden oluşan baskıları ile bizleri kendilerine bağlayan Gırgır, Limon gibi dergiler, bu muhalefetin bayraktarı olmuşlardır. Mizah dergileri özellikle ve özenle gelirleri arasında reklam gelirleri diye bir kalem bulundurmadıkları için ve tek gelirleri tirajlarından geldiği için günlük gazetelerin, medya devlerinin yaşadıkları sıkıntıları yaşamazlar. Şu holdingi eleştirirsem reklamları keserler, falanca bakanı eleştirirsem beklediğim krediyi alamam gibi dertleri olmadığı için aslında mizah dergileri Türkiye’nin en özgür ve rahat muhalefet yapılabilen ortamlarıdır.

Bu gelenek aslında eskilerin efsanesi Gırgır ile başlamıştır. Türk mizahının en önemli kilometre taşlarından biri ve bugünkü mizah anlayışımızın, mizah dergiciliği alışkanlıklarının şekillendiği yer olan Gırgır, 1972 yılının Ağustos ayında çıkmaya başlamıştır. Gırgır çizgisi bugün hala terkedilmeyen, sağlam ve yukarıda da söylediğim gibi özgür bir çizgidir ve iyi ki de öyledir. Çıkış serüvenini yaratıcısı Oğuz Aral’ın ağzından dinleyelim:

“Ben Günaydın’da çalışıyordum. Orada ismi “Gırgır” olan küçük bir köşem vardı. Haldun Simavi, o sırada Gün adlı bir başka gazete çıkarıyordu ve bu gazetenin tirajı giderek düşüyordu. Simavi “Bu köşeyi Gün’de yapalım da düşmeyi biraz önleyelim” deyince biz de Gün’de sayfa yapmaya başladık. Tekin Aral, ben, Mim Uykusuz, Oğuz Alplaçin, Ferit Öngören, hep birlikte orada çalıştık ve gazetenin düşüşünü durdurduk. Becerebildiğimiz kadar muhalefet yapıyorduk, ancak gazete içerisinde bu yüzden özgür değildik. Çünkü 12 Mart ortamı ve sıkıyönetim vardı. Haldun Simavi bir gün sayfaları toplayıp dergi yapmamızı önerdi. Böylece ilk Gırgır’ı 1972 yılında çıkardık. Bir kuruş reklam parası vermedik. Fiyatımız galiba 60 kuruştu. İlk olarak 40 bin bastık. Sonra gençler ilgi gösterdi, onlara köşe açtım. (Gereksiz taramalardan kaçının… icon smile Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı ) Mektuplar, karikatürler derken yeni karikatüristler gelmeye başladı, en ihtiyarı 18 yaşındaydı. Bu genç insanlarla el ele verip dergiyi bugünlere getirdik.” (30.4.1989 Hürriyet)

Gırgır’ın başarısı, yaptıkları mizahın başarısına olduğu kadar, çıktıkları dönemin koşullarına da dayanıyordu. Zaman 12 Mart sonrası idi, ülke çalkantılar içerisindeydi. Gırgır özellikle ilk dönemlerinde tarz olarak ılımlı ama muhalif olarak değerlendirilebilecek Akbaba ile biraz erotik biraz da muzip Salata arasında bir yerlerde idi. Özellikle dönemin uzlaşmaz rakipleri Adalet Partililer ve CHP’lilerin ortak olarak gülebilecekleri bir mizah çizgisi tutturmayı başarabildiler. Yazıyı azaltıp mümkün olduğunca çizgiye önem verdiler. İlk dönemlerinde yaptıkları en önemli şey bir önceki kuşağın efsanesi Akbaba’nın ekolünü yıkmaları oldu. Gırgır, Akbaba’nın biçimselliğini ve durağanlığını yıkıp yerine akıcı, hareketli dinamik bir tarz getirmiştir. Ölçülü bir muhalefet, sansürcü zihniyet ile sürekli mücadele, hafif bir erotizm ilk dönem özellikleri arasında dikkat çekmektedir.

 Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı Sonraları Gırgır’a Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz’ı, Mim Uykusuz’un Dünyanın En Gırgır Öyküleri ve Aziz Nesin’in mizah öyküleri de katıldı. Ancak Oğuz Aral her zaman başarıyı gençlerde aradı, gençlere her zaman şans verdi. Böylece Nuri Kurtcebe, Ergin Ergönültaş ve İlban Ertem sahne aldılar. Gırgır bilinen kimliğini kazanana dek buı çizerler derginin en büyük yıldızları olarak kaldılar. Ancak bu çizerler yorulduktan ya da ayrıldıktan sonra başka gençler onların yerini alabildi, örneğin Ergün Gündüz, Oğuz Aral’ın çizmekten yorulması ile, Bülent Arabacıoğlu ve Galip Tekin, Nuri Kurtcebe ve Ergin Ergönültaş’ın dergiden ayrılmaları nedeni ile çizmeye başlayabildiler.

Oğuz Aral dergiye gelen bütün gençlerle yakından ilgilenir, anlatıldığına göre yayınlanmayacak olsa bile getirdikleri çizimlere yüksek telif ücretleri ödeyerek onları cesaretlendirirdi. Böylece Şevket Yalaz, Behiç Pek, Hasan Kaçan, İrfan Sayar, Orhan Alev ve Necdet Şen gibi isimler amatörlükten dergi kadrosuna girmeyi başarabildiler. Bu arada Gırgır da giderek tiraj artırmaya başladı, ikinci yıllarında yüz bin, dördüncü yıl ikiyüz bin ve onuncu yılında da yarım milyon tiraja ulaştı. Bildiğimiz muhalif çizgisine ise aşağı yukarı üçüncü yılının ortalarında başladı. Eski erotizm yüklü tarzını Tekin Aral’ın yöneteceği Fırt’a devretti.

Bu dönüşüm dönemi ve onun etkilerini karikatürist Tan Oral şöyle anlatıyor:

“Derginin siyaset dışı kalması ağır eleştirilere neden oldukça dergi siyasetle ilgilenmeye, kadın çizimleri eleştirildikçe bundan vazgeçilmeye başlandı. Bu değişiklik zaman içinde kendinden başka herkesi suçlamaya, sol siyaseti birleştirme iddialarına, dünyanın en çok satan üçüncü dergisi gibi kanıtlanması imkansız iddialara kadar ulaştı. Dergi, sürekli öğüt ve özendirmelerle sayıları gitgide artan, tekdüze çizer yetiştirmeye ve onları kullanmaya koyuldu. Ama bütün bunlar olurken de güldürme, eğlendirme ve gırgır anlayışını korudu.”

Gırgır’da çalışmış ve sonra Limon döneminde büyük bir çizer olarak tanınmış olan Kemal Aratan ise Gırgır’ı şöyle yorumluyor:

“Gırgır’da dört kişilik bir denetleme kurulu vardı. Oğuz Aral her hafta bu kurulla 15-20 dakikalık toplantılar yapardı. Çok çalışırdık, diyelim ki 4 tane karikatür çizeceksin, bunun için çok daha fazlasını çizmen gerekirdi. Onlar arasından seçilecek. Bir o kadar espri bulmuş ama daha çizmeden vazgeçmiş olacaksın. Herşey çok netti Gırgır’da. Dergi 12-13 zeka yaşına göre yapılıyordu, bilinçliydi bu. Birtakım “asla”lar vardı Gırgır’da, mesela kadın ve erkek organı “asla”, küfür “asla”. Bunlar kesinlikle kullanılmazdı çizgilerde.”

Kemal Aratan’ın anlattığı bu bıkkınlık verici yoğun çalışma ortamının bir diğer tanığı da Ergün Gündüz:

 Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı “İnsan bildiği şeyi öğretir, bu çok doğal. Oğuz Aral da çirkin çiziyorsunuz, sevimli çizin diye müdahale ederdi. El ayak çizimlerinde öyle çizilmez böyle çizilir şeklinde düzeltmeler yapardı. Çok despottu, bazen bir karikatürü beş kez çizdiğimiz olurdu. Sonunda istemeden onun çizgisine benzeterek yapardık ya da o bize ‘bu çok güzel, evimin duvarına asarım ama dergiye koymam’ derdi. Bu yüzden bazen yaptığım işi insanlar beğensin diye değil, Oğuz Aral beğensin diye yaptığımı düşünürdüm.“

Dergi politikaya ilgi göstermeye başladıktan sonra en çok Demirel ile uğraştı. Yapılan beş kapaktan biri mutlaka onunla ilgiliydi. Ecevit’e olan yaklaşım ise daha ılımlıydı. Gırgır politik kimlik olarak anti-emperyalist, devlet destekli sanayicileri hedef alan, solcuları saf, tertemiz gösteren bir çizgi seçmişti. Bu çizgi bugün de neredeyse bütün mizah dergilerinin ortak çizgisidir, bazısı bunu sert uygular, bazısı ise daha yumuşak geçer.

Gırgır’ın en büyük hedef kitlesi gençlerdi, o yüzden gençliğin ilgisini çekecek aktüalite ile hep ilgilendi. Futbol, televizyon, müzik, sinema vs Gırgır’ın ilgi alanındaydı. Ayrıca kullanılan dil de sokak diline çok yakındı. Okuyucu ile bu yolla kurulabilen sıcak ilişki, derginin sesini duyurmasını kolaylaştırıyordu.

Gırgır uzun süre aslında karikatürden çok çizgi romana ağırlık verdi. Çizgi romanlardaki tiplemeler ise genelde uyanık geçinena ama orta zekalı, erkek, fakir, cinsel açlık çeken tiplerdi. Her zaman zenginlik hayalleri kurarlardı. Hepsi istisnasız şekilde futbol hastasıydılar. Bunun en büyük sebebi aslında çizerlerin de benzer özelliklere sahip olmalarıydı, örneğin hepsi futbolu çok severdi (bu gelenek günümüzde de devam ediyor, yakın zamana kadar hala çekişmeli Leman – Lemanyak maçları yapılıyordu), kendi mahallelerinden, kendi evlerinden konular bulup çıkarırlardı, bu da onların halkla kolay iletişim kurmalarını ve güncel kalmalarını sağlıyordu.

Gırgır’ın ilk büyük karikatür tiplemesi Avni oldu. Oğuz Aral onu şöyle anlatıyor:

Avni ilk doğduğunda tam dönemin karakterine uygun, ezik, aptal ama kurnaz bir tipti. Zaten bu tip bizim milli karakterimiz oldu. Sarışın ve kısa boyluydu ve cinsel problemleri vardı. Bir kaç yıl böyle gitti, halk çok tuttu. Ancak ben sıkılmıştım, bir değişiklik yapayım dedim ve Avni’yi üç buçuk dört yaşlarında bir çocuk haline getirdim.(1979) Derginin piyasaya çıktığı gün telefonlar telgraflar yağdı, Küçük Avni, Büyük Avni’yi yenmişti.”

Avni’yi izleyen bir başka kahraman da Zalim Şevki idi. Yakın arkadaşı Kelek Osman ile birlikte bir ağaç dibinde yaşayan Şevki, bir mahalle delikanlısıdır. Yolundan çıkan işleri yoluna koymakta üstüne yoktur.

Bir diğer popüler karakter ise Gaddar Davut’tu. Davut, tarihi çizgi romanların parodisidir. Neredeyse bütün tarihi çizgi roman klişeleri ile dalga geçer.

Bütün bu erkek tiplerinin arasında bir de kadın tiplemesi eklenmiştir: Özden Öğrük’ün Çılgın Bediş’i. Bediş aslında 17 yaşında sıradan bir genç kızdır, diğer bütün kızlar gibi gençlik pırıltıları saçan, dans etmeyi çok seven biridir. Ancak basit bir flört bile ona çok görülür. 90′lı yıllarda Bediş TV dizisi olarak da televizyonlarımıza konuk olacaktır.

Bediş dışında kadınlar Gırgır’da her zaman erotik bir objedir, daha ileriye gitmemiştir. Erkek kahraman ona aşık olur, acı çeker, kavuşur ya da kavuşamaz. Kadının rolü her zaman budur. Kısa süre sonra kadın çizerlerin de katkıları ile bu rol pekişir, en az erkekler kadar kolay seks yapan, erkekler gibi konuşan kadın karakterlerin çıkması ile Gırgır’ın genel tarzı desteklenir. Gırgır’da o dönem çizen önemli kadın karikatüristler Özden Öğrük, Ramize Erer‘dir. 

muhlis Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı 1980 yılında ise neredeyse Gırgır’ın kendisi ile özdeşleşen Muhlis Bey tiplemesi doğar. Behiç Pek ve Latif Demirci’nin tesadüfen yarattığı bir tipleme olan Muhlis Bey, Fenerbahçe hastası, köpeklerden ölesiye korkan, Türkçe’yi kendine özgü bir şekilde konuşan enteresan bir tip idi. Sonradan bu tiplemeye kaytarıcı, maç hastası çırak Mirsat ve Mirsat’ın annesi Yeliz Hanım da eklenmiştir. Muhlis Bey tahmin edileceği üzere Yeliz Hanım’ın hastasıdır. Yeliz Hanım’ın ona karşı ne hissettiği pek gösterilmemiş olsa da Muhlis Bey onun ağzından çıkan kelimeleri kesip yapıştırarak teypten “Muhlis Bey, sizi deli gibi seviyorum” dedirtmeyi başarmıştır. “Uy anamnar!” nidası kendisinin en büyük belirleyici özelliğidir. İlerleyen zamanlarda Turgut Özal‘ın da en büyük destekçilerinden biri olmuştur.

enkah Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı Gırgır’da zaman içerisinde doğan ve büyük ilgi gören tiplemelerden biri de En Kahraman Rıdvan’dır. Okuduğu çizgi romanlardan çok etkilenen ve kendisini kahraman sanan saf bir genç olan Rıdvan’ın başından geçenlerin anlatıldığı ve Bülent Arabacıoğlu’nun çizdiği Rıdvan, Avrupa ekolüne (Asterix ve Red Kit’in de içinde olduğu Fransa – Belçika) yakın, sevimli ve akıcı çizgilere sahip, çok özenli bir çalışmadır.

1980’lere gelindiğinde ise artık demokrasi askıya alınmıştı, 1980-1983 yılları arasında Gırgır, askeri yönetimin koyduğu yasaklar sebebi ile direkt muhalefet yapmayı başaramadı. Satır aralarında, simgelerle bazı ufak tefek dokundurmalar yapsa da aslında gerçekte yapması gerekeni yapamadı. (Bu da çok doğaldır, bugün bile o dönemi sağlıklı eleştirmek mümkün değildir.) Ancak dönemi simgeleyen isimlerle (Kastelli gibi) ya da isimsiz şişman işadamı modelleri ile dalga geçmek mümkündür.

1983 yılında ANAP’ın seçimleri kazanması ile Gırgır yeniden özgürlüğüne kavuşmuştur. Özal, ilk yıllarında taze, yıpranmamış ve umut veren bir politikacıdır. Askeri yönetimin desteklediği Sunalp ve sevimsiz Calp’e göre Özal, Gırgır’ın gözünde de -halkın büyük çoğunluğu gibi- daha çekicidir. İlk yıllarında Gırgır’ın Özal’a bakışı tıpkı dönemin basını gibi, ılımlıdır. Ancak elbette ki bu dönemde de muhalefet ve eleştiri vardı. Özellikle bir iki sene daha geçtikten ve Özal’ın kapitalist politikaları iyice kendisini gösterdikten sonra bu eleştirinin dozu daha da artacaktı. Ancak Özal’ın enteresan bir tarafı daha vardı, o kendisi hakkında yazılan ve çizilenlere önceki yöneticilere göre daha hoşgörülü yaklaşıyordu.

Gırgır’ın iktidarla bu nispeten uyumlu çizgisi devam ederken 1986 yılında bir kısım yazar ve çizerin (Gani Müjde, Can Barslan, Suat Gönülay, Kemal Aratan, Metin Üstündağ, Mehmet Çağçağ vs.) Gırgır’dan ayrılması ile birlikte Limon dergisi kurulur. Limon elbette ki çok daha sert, çok daha muhaliftir.

Ancak Limon’un çıkışı Gırgır’ı tiraj olarak pek etkilememiştir. Sadece dergi içinde bazı huzursuzluklara sebep olmuştur. Dönemin yazar ve çizerleri, bu dönemde dergi içinde gruplaşmalar oluşmaya başladığını, çizerlerin yaratıcılıklarının kısıtlandığını, derginin kendisini tekrar etmeye başladığını anlatırlar.

girgir1 Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı Kısa bir süre sonra dergiden ikinci bir kopuş oldu (1989). Bu seferki ilkinden daha etkili oldu, çünkü Gırgır’ın en önemli çizerleri ve yazarları ayrılıp Hıbır’ı kurmuşlardı. (Atilla Atalay, İrfan Sayar, Hasan Kaçan, Ergün Gündüz, Bülent Arabacıoğlu vs.) Bu ayrılış gündemi epey bir süre meşgul etti, Oğuz Aral bu duruma çok içerlemişti, büyük transfer paraları konuşuluyordu. Hıbır’cılar ise para için değil, özgürlük için ayrıldıklarını ifade ediyorlardı. Hemen aceleyle, Hıbır‘ın tirajını kırmak maksadıyla Dıgıl piyasaya sürüldü. Dıgıl, Aral yönetimine ait olacak, Galip Tekin’in idaresinde çıkacaktı. Sonraki yıllarda her başarılı mizah dergisinin kaderi olacak olan durum ortaya çıkıyordu: Başarı, bölünme, kopuş ve çöküş… Bunun son örneğini Penguen ve Uykusuz’da yaşamış bulunuyoruz maalesef… Şu an için her iki dergi de yayın hayatını başarı ile sürdürüyor ama zamanın ne getireceği bilinmez tabii ki.

Konumuza dönecek olursak, Hıbır, Dıgıl, Gırgır kavgası genel olarak mizah dergilerinin tirajına yansıdı ve toplam satışlar gerilemeye başladı. Hıbır’ın sahibi Asil Nadir’e hitaben Gırgır adına yazılar yayınlandı, Hıbır’cılar buna cevap vermek durumunda kaldılar. Politik bilinç sahibi olmak ya da olmamak ve para için ustasını satmak seviyesinde kalan polemikler, ortalığı kasıp kavururken Gırgır aniden Ertuğrul Akbay tarafından satın alındı. (1989) (Akbay bir iki sene önce Kafkasya’dan efsanevi anti-aging yöntemi falan gibi bir iddia ile gündeme gelmişti, uzun beyaz saçları ve 60 küsur yaşına rağmen gelişmiş kasları ile dopingli bir sporcu gibi kameraların karşısına geçip her programa katılmıştı, bu da enteresan bir not…)

Bu olay Gırgır’ın sonunun da başlangıcıdır. Aral’lar bunun Gırgır’ı susturma operasyonunun bir parçası olduğunu ve Asil Nadir’in Akbay’ı maşa olarak kullandığını iddia ediyorlardı. Akbay’lar ise Aral’ları sosyalist milyarderler olarak suçluyorlardı. O dönemlerde artık benim de yaşım ermeye başlamış ve tartışmaları takip edebilir hale gelmeye başlamıştım. Her hafta keyifle okuduğum Gırgır aniden bir polemik ve tartışma sahnesi haline gelmişti. İşlerin kalitesi giderek düşüyordu, Gırgır arşivlerindeki karikatürleri ve yazıları yayınlıyordu.

Tartışmalar, kavgalar bitmek bilmiyor, ortalığı kaplayan toz duman bir türlü dağılmıyordu. Akbay ve Aral karşılıklı olarak birbirlerine saldırıyorlardı. Bu dönemde doğal olarak telif hakları konusu gündeme geldi ve tartışmaya Limon ve Hıbır’ın çizerleri ve yazarları da katıldılar. Kendilerine ait eski karikatür ve yazıların yayınlanıyor olması ve kendilerinden en ufak bir izin bile alınmamış olması onları da çileden çıkarmıştı. Ancak iki derginin konuya yaklaşımı farklıydı. Limon’cular direkt olarak Akbay’ları suçlarken, Hıbır’cılar “kendin ettin kendin buldun ama bari bizim karikatürlerimizi kurtarsak” gibi bir tarz geliştirdiler ve bu tarz Akbay’ın da işine geldi. Akbay’ın Hıbır’cıların yanında olması uzun vadede Hıbır’a zarar verdi.

Bütün bu tartışmalar sonucunda üç gerçek ortaya çıktı:

1. Gırgır yıllar boyunca ulusçu ve sosyalist bir çizgi izlemesine karşın, çalışanlarının bir kısmını sigortalatmamış, sosyal sorumluluklarını yerine getirmemişti.

2. “Bizim mahallenin çocukları” olarak kabul edilen yazar ve çizerler aslında tahmin edilenden daha fazla hem de “çok” daha fazla para kazanıyorlardı.

3. Türkiye’deki Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yetersiz ve uygulanamaz idi. (Hala da öyle değil mi?)

Bu son konu özellikle Aral’ları güçlü duruma getirdi, çünkü Oğuz Aral medyayı arkasına alarak yaşadığı haksızlıkları gündeme taşıdı. Avni, Utanmaz Adam vs gibi pek çok karakter Gırgır’da ya eski maceraları ile yayınlanıyor ya da korsan çizerlere kopyalattırılıyordu. Hukuk Profesörleri konu hakkında yorumlar yaptılar, Aral’ların haklı olduklarını anlattılar.

Bütün bu tartışma sonucunda Hıbır’cılar ustalarına ihanet etmiş, para için terketmiş damgası yediler. Limon’cular ise ustaları başı sıkıştığında yardımlarına koşan vefakar kişiler olarak görüldüler.

Oğuz Aral kısa süre içinde Sabah grubu bünyesinde Avni’yi çıkakrdı ve ciddi satış rakamları yakaladı. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi, okuyucu eskiden eleştirilen bir grubun bünyesinde olmayı kabul etmiyordu. Keza Hıbır da bir süre ciddi satış rakamlarına ulaştı, en çok satan dergi pozisyonuna ulaştı. Hıbır ekibi Gırgır’daki alışkanlıklarını bozmadan devam ettiriyorlardı. Ancak bağlı bulundukları medya grubunun sürekli olarak başka gruplara satılması ve sonunda Özal’lara yakın bir grupta kalması okuyucuyu uzaklaştırdı. Her ne kadar muhalif çizgilerini sürdürdülerse de inandırıcı olamadılar. 1989 yılında üç yüz bin civarında olan tirajı, 1995 yılında otuz binlere kadar düştü. Bu rakam çok satma iddiasında olmayan, hatta bunu istemeyen Limon’dan bile azdı, okur bağımsız mizah dergisi istiyordu.

Ergün Gündüz yaşanan bu olumsuzlukların çok uzun süre önce Oğuz Aral tarafından engellenebileceğini düşünümüştür:

“Bütün bunların sebebi belki de Oğuz Aral’ın kurduğu aile şirketi idi. Biz isterdik ki Walt Disney gibi olsun. Yani biz çalışarak bu hallere geldik. Aslında çocukluğumuzu verdik Gırgır’a. İsterdik ki bize hem geleceğimizle ilgili bir güven versin, biz yine onun için çalışırdık, ama öyle bir şey yapmadı. Bize ordusuymuşuz gibi davrandı. Çok büyük bir yanlıştı bu. Bir aralar piyasada ona yakın dergi vardı. Tamamı Gırgır kökenli insanlar tarafından çıkarılıyordu. Bugün o başımızda olabilirdi, on tane dergi olurdu, hepsi onun olurdu. Ama herkesin büyük sorumlulukları olurdu. Bir dergi Galip’in, bir dergi Latif’in ne bileyim belki ikililer olabilirdi. Böylece herkes kendi anlayışında mizah yapabilirdi hem de iş eğer ekonomi ise herkes de kazanabilirdi. Ama o çok başka türlü düşündü. Herşey benim için diye düşündü galiba. Hepimizde olduğu gibi onda da çok büyük narsistlik vardı.”

kapak3 Gırgır dergisi 80 lerde neşe kaynağımızdı Yapılan bir araştırmaya göre Gırgır’ın kapaklarında şu konular ağırlık kazanmaktadır:

1. Turgut Özal %20.3
2. İşadamları – politikacılar %19.6
3. Fakirlik, kira derdi, zamlar %10
4. Öğrenciler, dayak, karne sorunları vs. %9.8
5. Futbol %4.8
6. Demirel %4
7. İşçi-İşveren ilişkileri %3.4
8. Reagan %2,1
9. Diğer…

Gırgır bir döneme damgasını vurup, epey gürültülü bir şekilde kaybolup gitmiştir. Bugün hala Gırgır adı ile satılan bir dergi var, ancak ne yazık ki kendisi hiç kimse tarafından ilgi görmüyor. Ancak Gırgır ekolünden gelen çizerlerin yetiştirdiği yeni ve genç bir kuşak, Penguen, Uykusuz gibi dergilerde kariyerlerini sürdürüyorlar ve çok da başarılı işlere imza atıyorlar. Elbette ki tirajlar eskisi kadar değil ancak gene de bu kuşağın çizerlerinin de fanatikleri mevcut, örneğin bendeniz Umut Sarıkaya ve Uğur Gürsoy’un çizimlerini oldukça başarılı buluyorum. 90’ların sonlarında ise Selçuk Erdem ve Erdil Yaşaroğlu fırtınası esmişti hatırlarsanız. 2000’lerin ilk yarısında sanal alemde bir Yiğit Özgür patlaması yaşanmıştı.

Gırgır ekolünün yetiştirdiği en büyük çizerler arasında bir çırpıda sayılabilecek isimler; İsmet Çelik, Nuri Kurtcebe, Engin Ergönültaş, İlban Ertem, İrfan Sayar, Necdet Şen, Suat Gönülay, Gürcan Özkan, Cevat Özer, Atilla Atalay, Latif Demirci, Sarkis Paçacı, Hasan Kaçan, Bülent Morgök, Galip Tekin, Mehmet Çağçağ, Metin Üstündağ, Can Barslan, Uğur Durak, Behiç Pek, Cihan Demirci, Mehmet Polat, Mim Uykusuz, Özden Öğrük, Ramize Erer, Gani Müjde, Behiç Pek, Tuncay Akgün, Birol Bayram, Orhan Alev, İlhan Özsoy, Bülent Arabacıoğlu olarak sıralanabilir. (İsmi unutulanlar varsa kendilerinden burada özür diliyorum peşinen.)

Sonuç olarak her nesil kendi mizah anlayışını geliştiriyor ve bunu bir önceki nesilden miras aldıklarının üzerine bir şeyler ekleyerek yapıyor. Dolayısıyla mirasın başlangıç noktası olarak Gırgır’ı kabul edersek sanıyorum ki pek çok kavramı anlamamız daha kolay olacaktır. Ve tabii ki Gırgır’ın beyni, kurucusu, her şeyi Oğuz Aral’ı da göz ardı etmek olmaz. Türk modern karikatürünün en büyük isimlerinden biri ve bir ekolün yaratıcısı olan bu büyük insan, hakkındaki pek çok olumsuz görüşe rağmen aslında bir aile babasının sertliğine sahip, kural koyucu, despot ama bir o kadar da babacan bir kişi idi.

Son olarak, bildiğim kadarıyla ölmeden önce yapılan son röportajlarının birinde bu dönemin çizerlerinden hangisini beğendiği sorusuna Oğuz Aral “hiçbirini, çünkü bazısının esprisi kuvvetli ama çizgisi zayıf bazısının da çizgisi güzel ama esprileri iyi değil” cevabını vererek nasıl sıfırcı bir öğretmen olduğunu göstermiştir. Pek çok kişi bunu yadırgayabilir ama bence bu onun mükemmeliyetçi karakterini gösteriyor. (Belki biraz da huysuz bir ihtiyarın, benden iyisi henüz gelmedi iddiası.. Kimbilir…)

Not: Ayrıca Cüneyt Arkın’ın Gırgır Ali adında bir karakteri oynadığı bir filmi de vardır, Karakterin adı Gırgır Ali, köpeğinin adı da gene dönemin ünlü mizah dergilerinden biri olan Çarşaf‘tır.

Kaynak: Levent Cantek – Türkiye’de Çizgi Roman

Zaman Tüneli:

Yazar
Ayhan ARI
Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Kategoriler
Sponsor
Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır. Vakti Zamanında
Webmaster EchoV2